23 Aralık 2011 Cuma

HERŞEY ŞİŞENİN İÇERİSİNDE GİZLİ


HERŞEY ŞİŞENİN İÇERİSİNDE GİZLİ

Evet herşey şişenin içerisinde gizli  
Bunu ben,sen ve şişe cini biliyor.
Evren de zaten şişenin kırılması ile oluştu.
Sanıldığı gibi big bang değil.
Bunu kıran da tanrıdır.
Ve şişeyi tanrının kırdığını da hiç kimse bilmez.

Tanrının canı sıkıldı.
Bulduğu herşeyi şişenin içine attı.
Bir bulamaç yaparak hiçliğin içine attı.
Şişe milyarlarca ışık yılı gitti gitti.
Sonunda gittiği yörüngeden geri dönerek Tanrının ensesine çarptı ve kırıldı.
Bu kırılmadan evren oluştu.

Bunu ben ,sen ve tanrı biliyor.
Şişe cinine ne olmuş diye sormayın.
O da şişe yerine filozof ,gök ve din bilimcilerine girmiş.
Aman kapağı açmaya kalkmayın.


23.11.2011 Lem

6 Aralık 2011 Salı

BENİM NIETZSCHE'DEN ANLADIĞIM


Nietzsche için yazılan bunca yazı ,makaleler ve benzerleri gibi ben de onun hakkında anladığım kadarıyla kendi yorumu mu yapmak istedim.
       Nietzsche kendi bilinç ve sanrı düzleminde kişisel masturbasyonunu yapmıştır.Yazılarında asıl olan daha öteye gidemeyen bilinç düzlemi ile kişiliğinin çatışmasıdır .İnsanın ilk halinden itibaren yarattığı anlam düzleminin esasen anlamsızlığını fark etmiş ve öfkelenmiştir.Kendisi bu konuda tamamen haklıdır.Nefreti ;kitleleri ilkel kalabalıklar seviyesine getirme nedeni esasen kendisine ve bulunduğu insan topluluğuna öfkesinden kaynaklanmıştır. Nietzsche yi bana göre diğer filozoflardan ayıran özellik bizzat yaşadığı kişisel acıları ve yetersizliğini felsefi bir dille aktarmasıdır.Diyalektik bakış açısının dışında kalan düşünce tarzının getirdiği bu acının temeli kendi bilinç düzlemini daha üst noktalara taşıyamamasından dolayı kendine ve şartlanmışlık içerisinde ezilmiş insan ırkına olan öfkesinden kaynaklanmaktaydı. Nietzsche iç hacmi boşalan ve bu suretle yoğunluğu artan bir beyaz cüce gibi kendi ruhsal iç hacmi boşalarak kara deliğe dönüşürken etrafında ne kadar zavallı şartlanma ve ilkel düşünce varsa bunları yok etmeye çalışmıştır.Bu esasen bulunduğu sisteme ve insan olma haline karşı bilinçli, haklı bir hiç olma isteğidir.

Saygılarımla
06.12.2011 Lem

26 Kasım 2011 Cumartesi

SU

İnsanın dört ayaktan iki ayak üzerine geçmesi ve kadın erkek ilişkisini keyif boyutuna taşıması ile yüz yüze iletişimini arttırmış ve duygusal bağlamda da beş duyusunu önüne geçerek sexi de anlamlandırmaya çalışıp bir entellektüel boyut olarak işin içine aşkı ve sevgiyi katmış diyebilirim.Bu benim fikrim.Bu konuda belki milyarlaca yazı yazılmış bir de ben yazayım bakalım nasıl olacak?
   Aşkı irdelemenin pekte önemli birşey olmadığının düşünüyorum.Bu tekliği irdelemek gibi birşey.Evrende teklik yoktur.Aşk ta salt ve tek değildir.Bütünle var olur.Aşkı madde süreçleriyle alakalı bir durum diye kabul edebiliriz.Konuyu çok bilimsel tariflediğim için belki kızıyorsunuz ,ama öyle.Çoğu bilmediğimiz ve biçimlendiremediğimiz etkenler gibi bu deneyime de yukarıda saydığım etkenlerin  sebep olabileceğini söyleyebiliriz.Hormonal salınımlarımız aşk dediğimiz olgunun etkenlerinde yüzde olarak yüksek bir yere sahip.Burda hem fikir olabiliriz .Bilim de zannedersem bana hak verecektir.
     İnsanlar aşkı ve sevgiyi durumun halleri olarak tarifliyorlar.Niçin aşk ve sevgi aynı potada eritilmiyor da aşkı ayrı sevgiyi ayrı tanımlarda açıklama durumuna giriyoruz.Bana göre bu durumlar kimyasal durum halleridir.Aşk kararsızlık halini ifade eder.Hakeketlerini frenleyemeyen heran heryerde ve herşeyde olma halidir.Bence kuantum mekanikçilerinin bu durum üzerinde de çalışma yapması gerektiği düşünüyorum.Çünkü kuantumcular belirliliğin belirsizliğine inanan insanlardır.Maddenin yerinin yurdunun olmadığı gibi aşkında ottamı yoksa boktamı olduğu kanaatinin altında bu derin fiziksel kavram yatmaktadır.Bu yazımı okusalar benle aynı düşünceleri paylaştıklarını söyleyeceklerinden eminim.Yine bir kararsızlık hali.
    Bir sonraki durum olan sevgi hali biraz daha gözle görülür bir kararlılık halidir.Bu kararlılıkta konu kuantum mekaniğinin içinden sıyrılarak Newton mekaniğine doğru yol almaya başlar.Bu noktada olaylar daha tanımlanabilir ve anlaşılabilir boyuttadır.Farkındalık bilinci sevgide daha ön plana çıkar.Bu esasen bir farkında olma durumudur.Biraz daha beş duyusal bir durum.
     Eğer durumun bir parçası olan bu değişkenlik hallerinde oynama yaparak aşkı ve sevgiyi aynı anda yaşama şansımız varsa bu şansı kullanmanın kişiyi duygusal yönden daha zinde tutacağı ve alışkanlık sağlayacağını düşünüyorum.Bu konuyu daha anlaşılabilir düzeye getirirsek su kaba ve duruma uyum sağlar.Aşkı suyun gaz haline(kararsız),sevgiyi de katı buz haline(kararlı),sıvı suyu da aşkın ve sevginin ortak olduğu hale benzetebiliriz.Bence ne kadar katılırsınız bilmem ama en fonksyonel hal bu haldir.Bu hal ;duruma ,zamana ve bilinç düzeyine göre şekil alan diyalektik bir durumdur.
     Bana bu yazıyı yazdıran sevgilime kalbimden sıktığım içi aşk ve sevgi dolu olan bir bardak su gönderiyorum.Bardağın yarısı aşk yarısı sevgi dolu içerken ikisini birbirinden ayırt edebiliyormu bakalım?

    Hey bir iki damla da bana bıraaaak.......vırak vırak.

Lem
26 Kasım 2011

6 Kasım 2011 Pazar

ANAMIN İLK VE SON ÖPÜCÜĞÜ

Gece uykusunda debelenerek sağa sola dönerken sıvı yapışkan bir denizin içerisindeki varlığını algılamaya çalışıyordu.Koşarak mı dalmıştı yoksa zaten hep içerisinde miydi.Kulaç kulaç yüzdü çok yoğun ve yapış yapıştı.

     Var oluşun klasik döngüsü ve kozmozun ilk halindeki çekirdeğe dönüş isteği ile içerideki teklik huzuru. Doğumu ile birlikte hayatı boyunca her zaman en mutlu olduğu yere geri dönme arzusuyla çırpınan erkekler adına yüzdü.

      Sanki ölümle var oluşun aynı kader ve bedende olmasıydı bu.Güzel bir kadının ıslak dudaklarının yarattığı çatışma;genetik şartlandırılmış dürtüsünün önüne geçemiyor erkek burada eriyor damlayıp akarak sıvı denizinin bir parçası oluyor.

      Vasiyetinde beni doğduğum yere gömün diye yazdığında zaten doğumla ölümü aynı anda yaşamakla sonsuzluğun da bir parçası olacağını, anasının ilk öpücüğüyle son öpücüğünü aynı dudaklarda tatmak istediğinde belli etmişti.





13.04.2001

Revizyon 15.07.2009 Lem


4 Kasım 2011 Cuma

HAP YAPAN ADAM

Yolun sağına soluna yalpalayarak yürüyen adamdan yoldan geçenlerin bir kısmı korkarak tedirgenlikle uzaklaşıyor, bazıları da gülüyordu.
    Hani derler ya varlığı yokluğu bir . Esasında bu kelimeye de yoğunlaştığınızda felsefi olarak çok anlam yüklü fakat genel yorumsuz bakıldığında varlık ifade etmeyen anlamında kullanılır. Neyse adam kir pas içindeydi. Saçları uzun bukle bukle ve topak haldeydi,uçları bir iple bağlanmıştı.Etrafa yaydığı kokular ise takdiri ilahiydi.Pantolonunun düğmeleri yoktu erkeklik organı her an dışarı çıkıp etrafa selamın aleyküm diyecek gibiydi.
    Adamın en büyük özelliklerinden biride burnuydu. Kalın büyük burnunun sanki kutsal bir yanı vardı. Kutsallık köklü damarlı bu burunda saklıydı. Tıpkı Anadolu tanrıçalarından bereket tanrıçasının katmerli göbeği kalın kolları ile üretkenliği ve doğurganlığı temsil ettiği gibi işte bu burunda o eski mitlerde ve efsanelerde yazılan bereketin kafatasından dışarı çıkmış haliydi.Bu burun meyve olmuş, sebze olmuş hasat olmuştu.
   Adamın burnunun kutsallığını ilk karıncalar fark etti. Toprağın üzerine yatan adam baharla birlikte doğaya çıkan karıncalara bakıyor onlardaki dostluğu ve çalışkanlığı kıskanıyordu.Bir an karıncalara kendisinden bir parça ,bir hediye vermesi gerektiğini düşündü zaten verecek başka bir şeyi de yoktu ve eli burnuna gitti hap yaparak karınca yuvasının üstüne koydu.
   Ertesi gün aynı yere gittiğinde karıncaların dünküne göre daha büyüdüklerini gördü.Aynı bankta oturduğu yaşlı bir amca hastalıklarından bahsediyor ağrılı sızılı bölgelerini  gösteriyordu.Adam onada yardım etme arzusuyla elini tekrar burnuna götürüp hap yaparak ihtiyarın fark etmediği bir anda bu hapı ihtiyarın yediği ekmeğin arasına koydu.
   Birkaç gün sonra ihtiyar hastalıklarının geçtiğini gençleştiğini herkese anlatıyor daldan dala atlıyor kuş olup uçuyordu. Ondeş günde bir çatıya çıkıp iniyor, ellerinden öptürmek için hanımını çağırıyordu. Yukarıda yazmış olduğum olaylar gün ve gün artıyor insanlar adamın dolaştığı yerlerde bu tip olayların artışına şahit oluyorlardı.
   Zamanla bereketin adamın burnunda olduğunu cümle âlem keşfetmişti. Başı ağrıyanlar, midesinden rahatsız olanlar onun etrafında toplanıyor medet umuyorlardı.Adam ise çeşit çeşit renk renk haplar yapıyor ,renkli hapları yaparken de renklendirici olarak organik malzemeleri kullanmayı da unutmuyordu ve bu hapları gelen hastalara dağıtıyordu.O hırpani adam ,pis kokulu sevilmeyen birden mitlerden çıkarak kutsal bir varlık olarak insanlığın hizmetine adanmıştı.Kavramları ve kabulleriyle insanoğlu dogmatik ilkel yapısını kollayarak  varlığı yokluğu bir olan bu insanı tanrısallaştırmış ve ona anlam yüklemişti.Acaba yaşamsal döngü içerisindeki insanoğlu bu yapıyı genlerinden söküp atabilecek miydi yoksa kendisini sürekli frenleyen bu dogmatik ilkel güçlerin esiri olarak kalmaya devam mı edecekti.

27.04.2001 Lem


ISLAK KUM

   Sabah uyandığında tavan arasında mı yoksa apış arasında mıydı anlayamadı.Gözlerini ovuşturup yavaş yavaş uyanmaya başladığında sıcak iki bacak arasında olduğunu fark etti.Biraz daha uyumaya devam edeyim dedi içinden.Şekerleme sıcak bir şekerleme ne kadar da güzeldi.Tıpkı çocukluğundaki gibi annesinin yanına kaçar ve dizlerinin üzerinde uyurdu,sabahta ona sarılmış olarak kalkardı.
   Doğumuyla gelen bu istenç ,kadın sevgisi sıcaklık onu her zaman çekmişti.Kadın tarafından yaratıldığı bedene geri dönme isteği ,onunla bir olma belki mutlu olduğu tek zaman o zamandı.
   Gözlerini tekrar kapattı uçsuz bucaksız bir denize daldı.Suyun soğukluğu kanını ateşledi.Kristalleşmiş suyun çıkardığı çıtırtılar kulağında çınlamalar yaratıyordu.Derin derin nefes alıp veriyordu.Suyun içerisinde ciğerlerine çektiği havayla su ona acı vermiyordu.
Yaradılışta madde bütün değilmiydi.Madde sıvı gaz her şey iç içe birbirlerine sarılıp var olma tek olma isteği.Daha geriye çok daha geriye döndüğünde her şey bir değil miydi sanki büyük patlamadaki gibi.Madde birdi onun için her şeyin yaşı da birdi her şey her şeydi.Sadece yaradılış kendini yaratıyordu.Bu nedenle ciğerleri zaten hep bildiği şeyi yapıyordu.
   Diplere daha diplere daldı herkeze bütün balıklara ,planktonlara,mercanlara ve onların yakın dostları mercan kayalıklarına selam verdi.Onlarda ona selam verdiler.Aralarında uzun zamandan beri bir dostluk vardı.Bütünün bir parçası olan bu sistem ve ortak madde dostluğu sarıp sarmalıyordu.Her şey her yerdeydi.
   Tıpkı ateşli bir sevişme öncesi etrafa yayılan iç çamaşırları gibi her şey her yerde.Madde
 iç içe ve mutlu.Huzur yalnızca huzur .Berrak pürüzsüz görüntüde durgun ve devinimsiz .Mekan ve zamandan bağımsız salt bir bütün.
   Yavaş yavaş yüzeye çıktı.Düz aydınlık bir deniz etrafta uçuşan martılar.Yüzerek kumsala ulaştı ,ıslak kumu ve yosunları avuçladı bacak arasında.’Tenim serin tenim senin ‘ dedi.

14.08.2011 Lem

İBİBİK BEY

Genel olarak toplandıkları kalabalık grup içerisinde enteller ve danteller vardı.Her iki kalabalıkta birbirlerini diğer gruptan ayırma niyetinde değildi.
      Etraflarında koşarak dolaşan bazen dağılan bazen toplanan kendileri için alt grup olarak nitelendirdikleri yeri geldiğinde güruh olarak hitap ettikleri bu gruba gülücükler dağıtıp
Etek traşının diğer traşlara göre farklılık gösterip göstermediğini ,etek traşının erkek ve bayan için estetik,etik tarzda netür anlamlar içerdiği bunla beraber Cuma günü yapılan ense traşının farz mı? sünnet mi? olduğunu konuşup kendi aralarında gülüşüyorlardı.
      İçlerinde İbibik bey,ki ismi bir kuş ismiyle aynıydı çok hoş bir şahsiyetti.Babası yaşadıkları kasabada dişi bir ibibik kuşuna hayran kalmış,kuşun ibibik,ibibik diye öttüğünü bizzat yaşayarak görmüştü.O sıralar hamile kalan karısına durumu anlatmış demokratik bir kararla oğullarına ibibik ismini vermişlerdi.
      Toplantıda İbibik bey tablolara bakarken yanına gelen bir bayanla da bazı ressamlar hakkında konuşmaya başladı.Sayın bayan Goya ve Van Goke’un tarzları konusunda birtakım yorumlar yapıyor,İbibik bey ise dudaklarını büzüştürerek ibibik kuşu gibi ötmeye çalışıyordu.
Birden kadına daha derin bakarak ‘Goya ,Van Goke,Gogen iyi ama Göthe daha yumuşak ve uyumlu bir yazar ’dedi.Bayan daldan dala atlayan bu ruha kıkırdayarak ‘Göthe konusunda sizinle aynı fikirdeyim’ dedi.
      Daha sonra içkilerini yudumlayarak akşamın içinde bahçeden dışarıya doğru süzüldüler.Tablolar değil ama etleri hakkında daha derin inceleme yapmak için en yakın ibibik yuvasına kanat çırparak uçtular uçtular.

2001 Lem