29 Mart 2012 Perşembe

Tutku

Tutku ile perçinleşen aşk damarlarımdan
Yanlızca kan değil senin kalbin,tenin,ruhun akıyor .
Bu kan, taşı canlandıran masal kahramanlarının kanı ile aynı kan.
Fakat bunun böyle olduğunu sen de bilmiyorsun o masalları yazan yazarlarda.

Beni masala bağlayan sen ve minik oğlan çocuğu.
Kahraman olarak  başımı alıp gideceğim başka diyarlara.
Büyük ,içi sevgi yüküyle dolu gemimle .

Gemimin yelken bezi; tutkularımdan.
Güvertesi senin teninden.
Dümeni ise sevişen duygulardan olacak.
Denizimiz aşk geceleri,
Balıklarımız ise üpüşen dudaklardan sevgilim.

Lem 29.03.2012 Ankara

1 Şubat 2012 Çarşamba

YÂR


YÂR

Kalbim vuruldu bir arap saçına
Neresine tutunacağımı bilmiyorum.
Saç ta öyle böyle değil anlayacağınız.
Kınalı,boyalı,röfleli,paçalı,perçemli,ala,kumral.
Ne istersen var.

Kalbim vuruldu bir tarantulaya
Dolanıyorum etrafında.
Tıpkı helezonun içerisine düşen bilye gibi,
Hızlanıyorum hızlanıyorum.
Bekliyorum ne zaman beni yer diye.
Tarantula ise ağır hayvani serinkanlığı ile beklemede
Ya parçalanıp yok olacağım yada biçim değiştirip yeni ben olacağım.

Kalbim vuruldu bir dağ çileğine
Yedikçe yiyesim,sevdikçe sevesim geliyor.
Yedikçe dudaklarımdan bal,gönlümden yâr diye şırıl şırıl sular akıyor.
Bence en güzeli ;
Bu oldu.

23 Aralık 2011 Cuma

HERŞEY ŞİŞENİN İÇERİSİNDE GİZLİ


HERŞEY ŞİŞENİN İÇERİSİNDE GİZLİ

Evet herşey şişenin içerisinde gizli  
Bunu ben,sen ve şişe cini biliyor.
Evren de zaten şişenin kırılması ile oluştu.
Sanıldığı gibi big bang değil.
Bunu kıran da tanrıdır.
Ve şişeyi tanrının kırdığını da hiç kimse bilmez.

Tanrının canı sıkıldı.
Bulduğu herşeyi şişenin içine attı.
Bir bulamaç yaparak hiçliğin içine attı.
Şişe milyarlarca ışık yılı gitti gitti.
Sonunda gittiği yörüngeden geri dönerek Tanrının ensesine çarptı ve kırıldı.
Bu kırılmadan evren oluştu.

Bunu ben ,sen ve tanrı biliyor.
Şişe cinine ne olmuş diye sormayın.
O da şişe yerine filozof ,gök ve din bilimcilerine girmiş.
Aman kapağı açmaya kalkmayın.


23.11.2011 Lem

6 Aralık 2011 Salı

BENİM NIETZSCHE'DEN ANLADIĞIM


Nietzsche için yazılan bunca yazı ,makaleler ve benzerleri gibi ben de onun hakkında anladığım kadarıyla kendi yorumu mu yapmak istedim.
       Nietzsche kendi bilinç ve sanrı düzleminde kişisel masturbasyonunu yapmıştır.Yazılarında asıl olan daha öteye gidemeyen bilinç düzlemi ile kişiliğinin çatışmasıdır .İnsanın ilk halinden itibaren yarattığı anlam düzleminin esasen anlamsızlığını fark etmiş ve öfkelenmiştir.Kendisi bu konuda tamamen haklıdır.Nefreti ;kitleleri ilkel kalabalıklar seviyesine getirme nedeni esasen kendisine ve bulunduğu insan topluluğuna öfkesinden kaynaklanmıştır. Nietzsche yi bana göre diğer filozoflardan ayıran özellik bizzat yaşadığı kişisel acıları ve yetersizliğini felsefi bir dille aktarmasıdır.Diyalektik bakış açısının dışında kalan düşünce tarzının getirdiği bu acının temeli kendi bilinç düzlemini daha üst noktalara taşıyamamasından dolayı kendine ve şartlanmışlık içerisinde ezilmiş insan ırkına olan öfkesinden kaynaklanmaktaydı. Nietzsche iç hacmi boşalan ve bu suretle yoğunluğu artan bir beyaz cüce gibi kendi ruhsal iç hacmi boşalarak kara deliğe dönüşürken etrafında ne kadar zavallı şartlanma ve ilkel düşünce varsa bunları yok etmeye çalışmıştır.Bu esasen bulunduğu sisteme ve insan olma haline karşı bilinçli, haklı bir hiç olma isteğidir.

Saygılarımla
06.12.2011 Lem

26 Kasım 2011 Cumartesi

SU

İnsanın dört ayaktan iki ayak üzerine geçmesi ve kadın erkek ilişkisini keyif boyutuna taşıması ile yüz yüze iletişimini arttırmış ve duygusal bağlamda da beş duyusunu önüne geçerek sexi de anlamlandırmaya çalışıp bir entellektüel boyut olarak işin içine aşkı ve sevgiyi katmış diyebilirim.Bu benim fikrim.Bu konuda belki milyarlaca yazı yazılmış bir de ben yazayım bakalım nasıl olacak?
   Aşkı irdelemenin pekte önemli birşey olmadığının düşünüyorum.Bu tekliği irdelemek gibi birşey.Evrende teklik yoktur.Aşk ta salt ve tek değildir.Bütünle var olur.Aşkı madde süreçleriyle alakalı bir durum diye kabul edebiliriz.Konuyu çok bilimsel tariflediğim için belki kızıyorsunuz ,ama öyle.Çoğu bilmediğimiz ve biçimlendiremediğimiz etkenler gibi bu deneyime de yukarıda saydığım etkenlerin  sebep olabileceğini söyleyebiliriz.Hormonal salınımlarımız aşk dediğimiz olgunun etkenlerinde yüzde olarak yüksek bir yere sahip.Burda hem fikir olabiliriz .Bilim de zannedersem bana hak verecektir.
     İnsanlar aşkı ve sevgiyi durumun halleri olarak tarifliyorlar.Niçin aşk ve sevgi aynı potada eritilmiyor da aşkı ayrı sevgiyi ayrı tanımlarda açıklama durumuna giriyoruz.Bana göre bu durumlar kimyasal durum halleridir.Aşk kararsızlık halini ifade eder.Hakeketlerini frenleyemeyen heran heryerde ve herşeyde olma halidir.Bence kuantum mekanikçilerinin bu durum üzerinde de çalışma yapması gerektiği düşünüyorum.Çünkü kuantumcular belirliliğin belirsizliğine inanan insanlardır.Maddenin yerinin yurdunun olmadığı gibi aşkında ottamı yoksa boktamı olduğu kanaatinin altında bu derin fiziksel kavram yatmaktadır.Bu yazımı okusalar benle aynı düşünceleri paylaştıklarını söyleyeceklerinden eminim.Yine bir kararsızlık hali.
    Bir sonraki durum olan sevgi hali biraz daha gözle görülür bir kararlılık halidir.Bu kararlılıkta konu kuantum mekaniğinin içinden sıyrılarak Newton mekaniğine doğru yol almaya başlar.Bu noktada olaylar daha tanımlanabilir ve anlaşılabilir boyuttadır.Farkındalık bilinci sevgide daha ön plana çıkar.Bu esasen bir farkında olma durumudur.Biraz daha beş duyusal bir durum.
     Eğer durumun bir parçası olan bu değişkenlik hallerinde oynama yaparak aşkı ve sevgiyi aynı anda yaşama şansımız varsa bu şansı kullanmanın kişiyi duygusal yönden daha zinde tutacağı ve alışkanlık sağlayacağını düşünüyorum.Bu konuyu daha anlaşılabilir düzeye getirirsek su kaba ve duruma uyum sağlar.Aşkı suyun gaz haline(kararsız),sevgiyi de katı buz haline(kararlı),sıvı suyu da aşkın ve sevginin ortak olduğu hale benzetebiliriz.Bence ne kadar katılırsınız bilmem ama en fonksyonel hal bu haldir.Bu hal ;duruma ,zamana ve bilinç düzeyine göre şekil alan diyalektik bir durumdur.
     Bana bu yazıyı yazdıran sevgilime kalbimden sıktığım içi aşk ve sevgi dolu olan bir bardak su gönderiyorum.Bardağın yarısı aşk yarısı sevgi dolu içerken ikisini birbirinden ayırt edebiliyormu bakalım?

    Hey bir iki damla da bana bıraaaak.......vırak vırak.

Lem
26 Kasım 2011

6 Kasım 2011 Pazar

ANAMIN İLK VE SON ÖPÜCÜĞÜ

Gece uykusunda debelenerek sağa sola dönerken sıvı yapışkan bir denizin içerisindeki varlığını algılamaya çalışıyordu.Koşarak mı dalmıştı yoksa zaten hep içerisinde miydi.Kulaç kulaç yüzdü çok yoğun ve yapış yapıştı.

     Var oluşun klasik döngüsü ve kozmozun ilk halindeki çekirdeğe dönüş isteği ile içerideki teklik huzuru. Doğumu ile birlikte hayatı boyunca her zaman en mutlu olduğu yere geri dönme arzusuyla çırpınan erkekler adına yüzdü.

      Sanki ölümle var oluşun aynı kader ve bedende olmasıydı bu.Güzel bir kadının ıslak dudaklarının yarattığı çatışma;genetik şartlandırılmış dürtüsünün önüne geçemiyor erkek burada eriyor damlayıp akarak sıvı denizinin bir parçası oluyor.

      Vasiyetinde beni doğduğum yere gömün diye yazdığında zaten doğumla ölümü aynı anda yaşamakla sonsuzluğun da bir parçası olacağını, anasının ilk öpücüğüyle son öpücüğünü aynı dudaklarda tatmak istediğinde belli etmişti.





13.04.2001

Revizyon 15.07.2009 Lem


4 Kasım 2011 Cuma

HAP YAPAN ADAM

Yolun sağına soluna yalpalayarak yürüyen adamdan yoldan geçenlerin bir kısmı korkarak tedirgenlikle uzaklaşıyor, bazıları da gülüyordu.
    Hani derler ya varlığı yokluğu bir . Esasında bu kelimeye de yoğunlaştığınızda felsefi olarak çok anlam yüklü fakat genel yorumsuz bakıldığında varlık ifade etmeyen anlamında kullanılır. Neyse adam kir pas içindeydi. Saçları uzun bukle bukle ve topak haldeydi,uçları bir iple bağlanmıştı.Etrafa yaydığı kokular ise takdiri ilahiydi.Pantolonunun düğmeleri yoktu erkeklik organı her an dışarı çıkıp etrafa selamın aleyküm diyecek gibiydi.
    Adamın en büyük özelliklerinden biride burnuydu. Kalın büyük burnunun sanki kutsal bir yanı vardı. Kutsallık köklü damarlı bu burunda saklıydı. Tıpkı Anadolu tanrıçalarından bereket tanrıçasının katmerli göbeği kalın kolları ile üretkenliği ve doğurganlığı temsil ettiği gibi işte bu burunda o eski mitlerde ve efsanelerde yazılan bereketin kafatasından dışarı çıkmış haliydi.Bu burun meyve olmuş, sebze olmuş hasat olmuştu.
   Adamın burnunun kutsallığını ilk karıncalar fark etti. Toprağın üzerine yatan adam baharla birlikte doğaya çıkan karıncalara bakıyor onlardaki dostluğu ve çalışkanlığı kıskanıyordu.Bir an karıncalara kendisinden bir parça ,bir hediye vermesi gerektiğini düşündü zaten verecek başka bir şeyi de yoktu ve eli burnuna gitti hap yaparak karınca yuvasının üstüne koydu.
   Ertesi gün aynı yere gittiğinde karıncaların dünküne göre daha büyüdüklerini gördü.Aynı bankta oturduğu yaşlı bir amca hastalıklarından bahsediyor ağrılı sızılı bölgelerini  gösteriyordu.Adam onada yardım etme arzusuyla elini tekrar burnuna götürüp hap yaparak ihtiyarın fark etmediği bir anda bu hapı ihtiyarın yediği ekmeğin arasına koydu.
   Birkaç gün sonra ihtiyar hastalıklarının geçtiğini gençleştiğini herkese anlatıyor daldan dala atlıyor kuş olup uçuyordu. Ondeş günde bir çatıya çıkıp iniyor, ellerinden öptürmek için hanımını çağırıyordu. Yukarıda yazmış olduğum olaylar gün ve gün artıyor insanlar adamın dolaştığı yerlerde bu tip olayların artışına şahit oluyorlardı.
   Zamanla bereketin adamın burnunda olduğunu cümle âlem keşfetmişti. Başı ağrıyanlar, midesinden rahatsız olanlar onun etrafında toplanıyor medet umuyorlardı.Adam ise çeşit çeşit renk renk haplar yapıyor ,renkli hapları yaparken de renklendirici olarak organik malzemeleri kullanmayı da unutmuyordu ve bu hapları gelen hastalara dağıtıyordu.O hırpani adam ,pis kokulu sevilmeyen birden mitlerden çıkarak kutsal bir varlık olarak insanlığın hizmetine adanmıştı.Kavramları ve kabulleriyle insanoğlu dogmatik ilkel yapısını kollayarak  varlığı yokluğu bir olan bu insanı tanrısallaştırmış ve ona anlam yüklemişti.Acaba yaşamsal döngü içerisindeki insanoğlu bu yapıyı genlerinden söküp atabilecek miydi yoksa kendisini sürekli frenleyen bu dogmatik ilkel güçlerin esiri olarak kalmaya devam mı edecekti.

27.04.2001 Lem